Sürekli olarak bunu yaptığımı fark ettim. “to grind through”. Yani anglonlar bunu çok güzel böyle özetlemeyi başarmış ama aslında Türkçe’de tam bir karşılığı olmamakla beraber şöyle anlatılabilir: günü yiyip bitirmek için harala gürele sağa sola koşmak, yardırmak, yapılacakları acele acele yapıp kendini akşam eve atmak.
Bugün çok üzülerek fark ettim ki aslında bu yiyip bitirmeye çalıştığımız şey hayatın ta kendisi. Yani evet, gün içinde türlü sorumluluk ve zihin yakan konu ile mücadele ediyoruz ve bu da o günü bir an önce bitirmek isteğini ortaya çıkarıyor istemsizce. Ama bu acaba tek yol mu? Hem günlük işlerimizi ve sorumluluklarımızı halledip hem de günden bir şeyler kazanma olasılığımız yok mu? Bunu anlamak için herkesin kendi gününe bakması lazım. Neler yapıyoruz ve neleri iyileştirebiliriz?
Sıradan bir gün nasıl başlıyor?
Averaj bir gün, averaj bir insan için “TRAFİK” ile başlar. Bazı insan buna alışır, bazısı asla alışamaz ve her sabah soğuk suya atlıyormuş gibi o masiv kaosun içerisine burnunu tutarak atlar.
Ben daha çok ikinci tarz insanlardanım. 1,5-2 sene kadar Ankara’nın en kötü trafik zone’unda, arka koltukta kafa ilaçlayan bir cadı otururken yaz kış demeden uzun mesafe araba sürdüm, hala alışmış değilim. Tabi bazı hislerim köreldi, trafikte yaşadığım bir sürü olay sonucunda bir şeyler öğrendim, yani artık eskisi gibi değilim. Ama yine de sabah ilk iş olarak trafiğe girmek, hala dünya üstünde yapmayı istediğim en son 10 kavramdan biri.
Zaten taksilerin, şirket arabalarının ve servislerin neden böyle ruh hastası gibi sürdüğünü o kadar iyi anladım ki bu bahsettiğim sürede. Çünkü bir şekilde önünüzdeki kalabalığı yarmak ve gideceğiniz yere artık kendinizi atmak istiyorsunuz, çünkü daha bu, gün boyu önünüzdeki çelıncların sadece birisi. Ne yalan söyleyeyim, daha ufukta görünce sövdüğüm 34 plaka Fluence’lere, Linea’lara, C, J veya T plakalara artık acıma ve saygıyla karışık bir tiksintiyle bakıyorum (yani tiksinti yine var da sadece acıma ve saygı eklendi). Tüm gününü trafikle boğuşarak geçiren insanın akıl sağlığını koruması bile bir meziyettir.
Grind Level: Max
Neyse, bir şekilde sabah koşturmacasını atlattık, kendimizi de işyerine attık. Kahvemizi aldık, kahvaltımızı aldık biraz kendimize gelmeye çalışıyoruz. İşte uyandığımdan beri ilk huzur anları bunlar oluyor. Fakat derken birden aklınıza teslim tarihi geçmiş bir işiniz olduğu geliyor. Kahve keyfi buraya kadardı. Hemen IDE‘yi açıp hunharca klavyeyi dövmeye başlıyorsunuz. Sabah ilk kahve zihninizi açar gibi olmuş, beyne kan gitmeye başlamış, şimdi düşünceler ve çözülmesi gereken problemlerle ilgili fikirler de akın etmeye başlamış.
İşte bu nokta da tam olarak günün en grindcore anı. Bazen gerçekten de, kodun başına oturduktan sonra her şeyi unutup günün sonuna ulaştığım oluyor. Özellikle de çözmem gereken problem gerçekten büyük ve zaman da darsa. Bu iki kombinasyon benim günümü zaten yok ediyor. Zihin enerjimin %95’ini alıkoyuyor ve örneğin o gün içinde yapmam gereken iş dışı aktiviteler (birisine telefon etmek, doktor randevusu için hastaneyi aramak, birisinin özel bir gününü hatırlamak ve/veya kutlamak, vs.) uçup gidiyor. Günün sonunda aaa bunu yapacaktım ben, yine unuttum dediğim o kadar çok zaman oluyor ki. Hatta bazen eve geldiğimde dahi işyerindeki o problemi nasıl çözeceğimi düşünürken buluyorum kendimi. Hepsini geçtim uyurken lan uyurken. Hani bazen insanın aklına uyurken bir gerçek hayat problemiyle ilgili aşırı derecede somut, geçerli ve uygulanabilir bir çözüm gelir ve bunu gerçekten uygulayarak istediği sonuca ulaşır ya. Herhalde beyin, siz uğraşmayı bıraktığınızda rahatlayıp aslında başından beri orada olan ama sizin fazla çabalamaktan dolayı görmeyi beceremediğiniz bir çözümü gösteriyor.
Garbage Collection
Her neyse, götü başı yara yara çalıştınız, metaforik bir çamurun içinde yuvarlana yuvarlana bir çözüm ürettiniz veya üretemediniz. Siz bunlarla uğraşırken saatler takır takır atıyor ve saate baktığınızda “ooo bugünü de yemişiz” diye düşünüp (belki de hatta sevinip) (neye seviniyosak) dükkanı kapatıp tekrar trafiğe dalmak üzere arabaya yönleniyorsunuz.
Bu dükkanı kapatıp, işle şunla bunla ilgili her şeyi bir kenara bırakıp arabaya yönlendiğiniz esnadaki 3-5 dakika, enfes bir zaman dilimi. Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Bu 3-5 dakika içinde beyniniz gün içinde yaratılmış bütün anlamsız ve boşa çıkmış düşüncelerin üzerine gc() atıyor. O kadar güzel ki ya. Hissediyorsunuz böyle, sanki 300 tab açılmış bir Chrome penceresi çat diye kapatılmış gibi ferahlık geliyor. Günün geri kalan kısmında ihtiyaç duyacağınız beyin soğutmasını sağlıyor. Kabaca ve kısa bir nefes ve meditasyon adeta.
Derken yine eve ulaşma çabası, yine trafik, veya metro/otobüs/dolmuş artık senin zevkin her neyse. Ama akşam eve dönüş, beynin biraz daha artık pestilinin çıkması vesilesiyle müzik dinleyebildiğiniz, kafayı salabildiğiniz bir zaman zarfı.
Sonra kendimizi eve atıyoruz. Yemeğiydi şusuydu busuydu derken de kendimize ayırabileceğimiz ortalama 4 saat (uykudan feragat edilebildiği ölçüde bu süre artabilir, ama ertesi günün kötü geçmesi şeklinde ağır bir bedel ödersiniz). Zaten bu 4 saat içerisinde yaptıklarınız ne olursa olsun o süre kontrolsüz ve anlamsız bir şekilde bitecektir.
Ardından İstiklal Marşı ve kapanış.
Tebrikler, bir günü daha yediniz
Noldu? Evet bir günü daha yedik. Peki ben bir süre bunu iyi bir şey zannederek sevindim. Hatta “iyi ya, vay be, Şubat’ı da ortalamışız, Haziran’ı da devirmişiz, vay lan, 2017’yi de yemişiz ne iyi, pek iyi” derken buldum kendimi.
Bu kadar mı bıktın hayattan derler adama. Bu akıllı insanın yapacağı bir iş midir? Bir insan bu şekilde aylar, yıllar geçirebilir ve sonunda “oğlum ben ne yaptım lan, hayatımı resmen ekmeksiz yavan yavan yedim” diyebilir. Dikkatli olmak lazım.
Bir yandan “kazık mı çakıcam lan dünyaya, geçsin lan günler, bi ben miyim dünyaya gelen” derken buluyorum kendimi hala. Bir yandan da bu duruma üzülürken, kendimi bir anda 78 yaşında ve “olm ben ne ara yaşadım da bitti lan gençliğim” derken bulmaktan endişe ediyorum. Ama bunların dışında asıl sorun, günü ya da bir takım “hayat” adı verilebilecek şeyleri yaşarken bunu yaşadığını fark edecek ya da ayırdında olacak bir nefes alma molasına sahip olamamak.
Peki iyi ama, şu şartlar altında ne yapmak lazım? Kendimizi kaybetmekten, kontrolsüzce ve ahmakça yaşamaktan kendimizi nasıl alıkoyacağız?
1: Mayndfulnız
Gülmeyin. Vallaha işe yarıyor. Ben bazen trafiğin stresinden bu sayede kaçıyorum. Her zaman değil ama bazen. Yani tamamen metodik ve tam bir maydnfızulnes olmasa da kısaca anı yaşayıp, o an hissettiklerime odaklandığımda, bunlar negatif şeyler bile olsa günün elimden kontrolsüzce akıp gittiği hissine engel oluyorum. Var oluyorum. Kontolü ele alıyorum. Biraz olsun kafamı, içindeki beyni hissetmek, şöyle biraz çalkalayıp onu uyarmak kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Ayrıca bu da meditatif bir state.
2: Farklı şeyler yapmak
Genelde günümü noktaladığımda leijür olarak yaptığım şeyler çok kısıtlıdır. En üst sırada tabi ki bilgisayar oyunları. Yani bir insanın bütün gününü bilgisayarlarla boğuşarak geçirmesi ama eve gelip yine bilgisayar başına oturması… 21. yüzyılın vebası, ancak ve ancak kendini sevmeyen birinin yapabileceği bir şey gibi değil mi. Ama ne yapayım a dostlar. Zihin bütün gün boyunca bir şeyler üretip üretip durunca başka türlü deŞAR‘Z’ olamıyor. Ama bunun yerine mesela (çok farklı ve ilginç gelecek ama) kitap okumayı denediğimde, çok garip şekilde zamanı durdurmuş ve ona daha fazla şey doldurmuş gibi hissediyorum. Ya da ne bileyim, o gün bir çılgınlık yapıp eşyalarımı, çekmecelerimi düzenleyip farklı bir aktivitede bulunduğumda hayatla ilgili daha büyük bir kişisel tatmin elde ediyorum. Yani aslında beyni öldürmek ya da uyutmak amaçlı standart zaman öldürme aktiviteleri tam olarak da grind’ın bir parçası haline geliyor. Bundan sakınmak gerekli.
3: Spor
Spor tabi ki de salgılattığı endorfin dışında da insanın beynini temizlemek gibi bir işleve sahip. Bu açıdan günün bokunu püsürünü temizlemek için spor oldukça iyi bir yöntem. Bunu zaten birçok kişi de yapıyor ve etkilerinden haberdar. O yüzden fazla detaylandırmaya gerek yok.
4: REZ
Bu durumla ilgili aklıma yeni metotlar gelirse buradan devam ederek yazacağım. Yani aslında canlı bir yazı olacak bu, arada ziyaret edip revize etmeyi düşünüyorum.
Yazımı okuduğunuz için tşk. Haydi şimdi gidin ve biraz güne etinizi çektirin (hala bu tabiri Türkçe’leştirmeye uğraşıyorum, sonuç gördüğünüz gibi, iğrenç).
0 yorum